Milli Mücadele Dönemi: Kongreler Ve Stratejiler
Selam millet! Bugün sizlerle, Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerinin atıldığı, Milli Mücadele dönemine yakından bir bakış atacağız. Bu destansı yolculukta, özellikle kongrelerin ve genelgelerin ne kadar kritik bir rol oynadığını, Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğindeki o müthiş stratejilerin nasıl şekillendiğini ve ulusun bağımsızlık azminin nasıl birleştiğini konuşacağız. Düşünsenize, Osmanlı İmparatorluğu'nun son demleri, işgal altındaki topraklar, umutsuzluğa kapılan bir millet... İşte tam da bu karanlık dönemde, Mustafa Kemal Paşa ve yol arkadaşları, Anadolu'nun dört bir yanında yaktıkları direniş ateşiyle, yepyeni bir devletin ve onurlu bir geleceğin tohumlarını ektiler. Bu süreçte, halkın sesi olan kongreler ve direnişin yol haritasını çizen genelgeler, Kurtuluş Savaşı'nın ana omurgasını oluşturdu. Bu yazımızda, o unutulmaz günlerin ruhunu, alınan hayati kararları ve vatanın bölünmez bir bütün olduğu inancının nasıl pekiştiğini, samimi bir dille sizlere aktaracağım. Hazırsanız, tarihin tozlu sayfalarını aralamaya başlayalım dostlar!
Mustafa Kemal Paşa ve Milli Mücadele'nin Öncü Adımları
Milli Mücadele'nin öncü adımları dendiğinde akla ilk gelen isim şüphesiz Mustafa Kemal Paşa oluyor, değil mi arkadaşlar? O, 19 Mayıs 1919'da Samsun'a ayak bastığında, aslında sadece bir görevli değil, tüm ülkenin kaderini değiştirecek bir lider olarak gelmişti. Osmanlı Devleti'nin Mondros Ateşkesi sonrası içine düştüğü acımasız tablo ortadaydı: Ordular dağıtılmış, topraklar işgal edilmiş, milletin bağımsızlık umudu adeta tükenmişti. İşte bu kasvetli atmosferde, Mustafa Kemal Paşa, durumu bizzat görmek ve halkın nabzını tutmak için yola çıktı. Samsun'a çıkışıyla birlikte, işgal güçlerinin beklentilerinin aksine, o bir kurtuluş meşalesi yakma misyonunu üstlendi. Paşa'nın ilk duraklarından biri olan Havza'da yayımladığı Havza Genelgesi, adeta bir uyanış çağrısıydı. Bu genelgeyle, işgallere karşı ilk kez ulusal çapta bir tepki ortaya konulması istendi. Mitingler düzenlenmesi, işgalleri kınayan telgrafların çekilmesi ve protestoların barışçıl ama kararlı bir şekilde yapılması vurgulandı. En önemlisi, bu genelgeyle azınlıklara kötü davranılmaması istenerek, direnişin uluslararası arenada haklı zeminde kalması hedeflendi. Bu, arkadaşlar, çok ince düşünülmüş bir stratejik hamleydi. Çünkü işgalci devletler, direnişi bastırmak için sürekli azınlık hakları bahanesini kullanıyordu. Havza Genelgesi, bu bahanenin önünü keserken, Anadolu halkını da ulusal bağımsızlık etrafında kenetlenmeye çağırdı. Paşa, bu genelgeyle aynı zamanda, yerel direniş hareketlerinin kendi başlarına değil, ulusal bir amaç etrafında birleşmeleri gerektiğini de ima ediyordu. Bu ilk adım, Milli Mücadele'nin başlangıcı için bir kıvılcımdı ve tüm Anadolu'ya yayılan bir direniş hareketinin fitilini ateşledi. Bu dönemde Mustafa Kemal'in sadece askeri bir deha değil, aynı zamanda vizyoner bir siyasi lider olduğu da açıkça ortaya çıkıyordu. Havza'dan sonra Amasya'ya geçen Paşa, bir sonraki büyük adımı atmaya hazırlanıyordu. Herkesin bağımsızlık inancını yeniden yeşertmek, halkı ortak bir hedefte buluşturmak ve vatanın kurtuluşu için atılacak adımları planlamak, onun en temel göreviydi. İşte bu yüzden Havza Genelgesi, Türk Kurtuluş Savaşı'nın ilk önemli halkası olarak tarihe geçti, dostlar. O günlerde atılan her adım, ileride kurulacak Türkiye Cumhuriyeti'nin sağlam temellerini oluşturacaktı. Bu ruhu anlamak, bugünü de anlamak demektir.
Amasya Genelgesi: Kurtuluş Savaşı'nın Yol Haritası
Ve geldik dostlar, Amasya Genelgesi'ne, nam-ı diğer Kurtuluş Savaşı'nın yol haritasına! Eğer bir dönüm noktasından bahsedeceksek, işte o an budur. Mustafa Kemal Paşa, Havza'dan sonra Amasya'ya gelerek Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy gibi dönemin önemli komutanlarıyla bir araya geldi. Bu görüşmeler sonunda, 22 Haziran 1919'da yayımlanan Amasya Genelgesi, Milli Mücadele'nin en radikal ve cesur adımlarından biri oldu. Neden mi? Çünkü bu genelge, işgal altındaki İstanbul Hükümeti'ne açıkça meydan okuyarak, milletin kendi kaderini tayin etme hakkını ilan ediyordu. Genelgenin en can alıcı maddesi belki de şu meşhur cümlesiydi: “Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.” Bu cümle, o dönemin şartlarında gerçeği cesurca haykıran ve halkı uyandıran bir alarm niteliğindeydi. Bakın, burada vurgulanan vatanın bölünmez bir bütün olduğu fikri, daha sonraki tüm kararların da temelini oluşturacaktı. Milletin bağımsızlığı için savaşılacağı, vatanın tek bir karış toprağının dahi terk edilmeyeceği kesin bir dille belirtiliyordu. Bu, Türk milletinin bağımsızlık aşkının ne kadar derin olduğunu gösteren bir duruştu. Peki, bu genelge sadece tehlikeyi mi işaret ediyordu? Asla! Aynı zamanda bir çözüm önerisi de sunuyordu. Genelgenin bir diğer kritik maddesi, “Milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ifadesiydi. Bu, Kurtuluş Savaşı'nın amacını ve yöntemini net bir şekilde ortaya koyuyordu: Amacımız bağımsızlık, yöntemimiz ise milletin kendi iradesi, azmi ve kararıydı. Yani, kurtuluşu İstanbul'daki saraydan ya da dış güçlerden beklemek yerine, Anadolu'daki halkın kendi gücüne dayanılacağı deklare ediliyordu. Bu, ulusal egemenlik fikrinin ilk tohumlarının atıldığı anlardan biriydi. Ayrıca genelgede, Anadolu'nun her yerinden seçilecek delegelerin katılımıyla Sivas'ta bir milli kongre toplanması kararı alındı. Bu kongrenin, milletin sesini duyuracak, bağımsızlık mücadelesini yönetecek bir organ olacağı belirtiliyordu. Her ilden üç delege seçilmesi ve bunların hızlıca Sivas'a gönderilmesi talimatı, örgütlenmenin ne kadar hızlı ve kapsamlı ilerlemesi gerektiğini gösteriyordu. Mustafa Kemal Paşa, bu genelgeden sonra askerlik görevinden istifa ederek sivil bir lider olarak mücadelenin başına geçti. Bu da, onun bu işe ne kadar yürekten inandığını ve her türlü riski göze aldığını gösteren tarihi bir adımdı. Kısacası, Amasya Genelgesi, Milli Mücadele'nin felsefesini, hedefini ve yolunu çizen, Türk milletinin makus talihini değiştiren eşsiz bir belgeydi. Onunla birlikte, artık geri dönülmez bir yola girilmişti ve bağımsızlık ateşi tüm Anadolu'ya yayılmaya başlamıştı. İşte böyle arkadaşlar, bu genelge sadece bir belge değil, aynı zamanda bir milletin yeniden doğuşunun manifestosuydu.
Erzurum Kongresi: Doğu'nun Umut Işığı ve İlk Büyük Kararlar
Erzurum Kongresi, arkadaşlar, Amasya Genelgesi'nin ardından atılan ve Milli Mücadele'ye yön veren çok önemli bir adımdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan bu kongre, aslında başlangıçta bölgesel bir nitelik taşıyordu; özellikle Doğu Anadolu'daki Ermeni ve Pontus Rum iddialarına karşı bölge halkının direnişini örgütlemek amacıyla düzenlenmişti. Ancak, Mustafa Kemal Paşa'nın kararlı liderliği ve vizyonu sayesinde, ulusal bir karakter kazanarak Kurtuluş Savaşı'nın temel taşlarından biri haline geldi. İşte burada, genelgenin içeriğinde de belirtildiği gibi, Mustafa Kemal Paşa kongreye başkan seçilmiştir. Bu, Paşa'nın sivil olarak ilk kez bir halk hareketinin başına geçmesi demekti ve liderliğinin halk tarafından ne kadar güçlü bir şekilde benimsendiğini gösteriyordu. Bu seçim, ulusal iradenin tecellisi açısından sembolik bir anlam taşıyordu ve onun Milli Mücadele'deki merkezi rolünü pekiştirdi. Kongrenin en çarpıcı ve kritik kararlarından biri, “Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, parçalanamaz.” ilkesinin kabul edilmesiydi. Bakın arkadaşlar, bu cümledeki vurgu çok önemli! Daha önceki genelgelerde de bahsedilen vatanın bölünmez bir bütün olduğu fikri, burada çok daha keskin ve net bir şekilde ifade ediliyordu. Bu, hem doğudaki işgal tehditlerine hem de genel olarak ülkenin bütünlüğüne yönelik tüm dış ve iç tehditlere karşı bir meydan okumaydı. Bu madde, Misak-ı Milli'nin (Ulusal Ant) de ilk temelini oluşturacak ve Türk yurdunun sınırlarının ne olacağına dair sarsılmaz bir iradeyi ortaya koyacaktı. Kongrede ayrıca,